Labels

09 Ekim 2010

Moving...

Güzeldi, hoştu ama artık kendi domain'ime taşınmanın vakti gelmişti...

Tahminen 2010 yılının sonuna doğru 1998 yılından beri aktif olan http://evren.ce.metu.edu.tr/ adresi kaybolacak.

Sayfada duygu yüklemesi ile birlikte yazdığım bir yazı var.

Peki nereye gidiyorum?

Bundan sonra http://www.evrenyildiz.net/ adresinde olacağım. Şu aşamada test aşamasında olan bir blog var. Bundan sonra orada olacağım. Buradaki blog'da bir süre daha durduktan sonra kapanacak.

Unutmadan; evren@ce.metu.edu.tr mail adresi de güle güle oluyor.

Bana http://www.evrenyildiz.net/ adresinden ulaşabileceksiniz...

07 Ağustos 2010

Elveda N97, elveda Nokia...

İlk telefonum bir 5110'du. O zamanların güzel telefonu idi. İki renkli ekranı vardı, 1 haftaya yakın şarjı giderdi. Kısaca takoz gibi telefondu...

Sonra 5210 aldım kullandım. O da güzel telefondu. Yeşil yerine turuncu ekranı vardı. Termometresi vardı ve ben onunla da övünürdüm. (Peh). Ha arada da 3310 felan kullandım. O da iki renkli ve tuhaf tuhaf ASCII karakterli mesajlar yollardık nokia kardeşlerimizle. (Neyimize gerekse...)

Bir süre sonra yine dellendim ve tam bir Sony Ericsson alacakken (ki o zaman T610 ve Z600 fırtınası vardı) gittim Nokia 6230 aldım. Hem de 850 TL (2004 fiyatı) para vererek.

Uzunca süre 6230 kullandım. Ama o aralar yeni ve koca ekranlı telefonları gördükçe benim ekranımın ne kadar küçük olduğunu düşünmeye başladım. Sonra baktım neler var diye. iphone fırtınası esmeye başlamış ama bana uzak, bir de bu blogdaki eski yazılarıma bakınız. Peh ne giydirmişim iphone'a. :)
 Neyse, bir süre 6230 kullandıktan sonra 2009 yılının yaz aylarında lanse edilen N97 girdi hayatıma. 1 senedir kullanıyordum. İlk zamanlar "Vay be nokia yapmış" diyordum. Ancak, eşime aynı zamanlarda aldığımı iphone 3gs ile karşılaştırdığımda acı gerçek ortaya çıktı.

Nokia N97 Apple iphone 3gs'ye yetişebilen bir akıllı telefon değildi.

Hatta Symbian S60 rezilleri oynuyordu iOS karşısında...

Büyük hevesle aldığım bu telefon bende gittikçe hayal kırıklıkları yaşatmaya başladı. Q klavyesi var dedim. Ama büyük parmaklarımla aynı anda iki üç harfe basıyordum, dokunmatiği güzel dedim ama resistive ekran tam anlamıyla "dokunmatik" değil "bastırmatik" olmuştu.

Telefon bazen kendi kendine kilitleniyor, birisi aradığı zaman pilini çıkarmak zorunda kalıyordum. Hani Windows Mobile kadar sıkıntı çektim telefonda...

Ve en sonunda "Yeter ülen" dedim ve 1-2 aydır piyasadaki akıllı telefon pazarına bakıyordum. Aklımda hep bir iphone vardı ama 4 çıkmış, 3gs piyasada var, ne yapsak ne etsek derken HTC'nin modelleri hoşuma gitti, ama beğendiğim modelde maalesef windows mobile 6.5 vardı ne kadar allansa pullansada...

08 Haziran 2010

Ve karşınızda: Iphone 4


Bu blog'un eski yazılarında verip veriştirdiğim, yerin dibine soktuğum Apple'ın iphone'una iade-i itibar yapıyorum ve ettiğim tüm lafları yutuyorum... (Evet büyük bir itiraftır bu...)

Apple'ın dahi CEO'su Steve Jobs'a saygılarımı da iletiyorum. (Ulan ne yalaka adamım ben ya)

Neyse, beklenen gün dündü ve iphone 4 iOS4 ile birlikte duyuruldu... Nefis ötesi bir telefon olmuş kendileri. Takdir ediyorum gerçekten...

Eşimin de dediği gibi; Telefon = iphone

Bu lafın üzerine tıpış tıpış ettiğim lafları afiyetle yemeye gidiyorum...

02 Haziran 2010

Prince of Persia : Sands of Time


Oyununu yıllar önce oynadığım ve oyun aleminde sevilen Pers Prensimizi sonunda film yaptılar.  Aslında oyunun DOS ortamındaki versiyonu zamanına göre iyi ama şimdiye göre oldukça ilkeldi. Tahmin ediyorum 2004 yılındaki Prince of Persia : Sands of Time ile Ubisoft büyük bir atılım yapmış ve müthiş bir oyun çıkarmıştı ortaya. 3 boyutlu oyunlar içerisinde en çok sevdiğim oyun olan Sands of Time'a Hollywood'da kayıtsız kalamadı ve filmini yapıverdi.

Peki nasıl bir film dersek; klasik bir senaryo var ortada. Oturup size filmi anlatmayacağım ama ben biraz daha Prince vari hareketler beklerdim. Filmde çok yok bu hareketler ki özellikle oyunda "Ulan maymun gibi adam, her yere atlıyor zıplıyor vs" derdim. Filmde bu tür aksiyonlara ÇOK yer verilmemiş, daha çok senaryoya bağlı kalınmış, oyun ile alakası var mı, ana anlamda var ama oyunda başta olan şeye sonda yer verilmiş. Tabi ki prince tek başına, kardeşi felan yok oyunda, filmde ise daha farklı bir tema ve rol biçilmiş.

Netice itibariyle DAGGER ile yaptığı zamanı geri çevirme konusunda aslında gayet iyi efektler kullanılmış. Bu efektler gayet başarılı olmuş, biraz daha akrobatik hareketler olsa belki daha güzel olacaktı... Ara ara yaptığı hareketler ve tavırlar bana oyunu hatırlatıp gülümsetti.

Neticede, seyredilmeyecek bir film değil, ama Avatar gibi illa sinemada izlenmeli mi, işte orda da zevkler ve renkler diyorum... Tam bir pazar akşamı filmi diyebilirim...

01 Haziran 2010

Bravo bize...


Elimiz ayağımız olan Fiat Brava 'mızı (2001 model ve 185.000 Km'deydi) sattık geçen ay ve yukarıda gördüğünüz aracı aldık. Kazasız belasız günlerde diyoruz ve Fiat'ın kesinlikle araç yaptığını düşünüyorum. Muıhteşem olmuş muhteşem...

Eğer 6 ileri otomatik vites , konfor vs arıyorsanız biraz da "Basınca gideyim" diyorsanız öneririm.

Evet fiat bu sefer ARABA yapmış...

19 Şubat 2010

Dış Borç , İç Borç nedir bu borç...

Ekonomist değilim, ama ekonomi yazılarını, haberlerini ve makalelerini zevkle okuyorum. Bugün bir gazetede yer alan habere bakıyorum, bakıyorum. Sonra bir çok insanın "Abi dış borcumuz ne kadar biliyor musun?" diyenlere bakıyorum.

Buyrun okuyun:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonet/13835206.asp?gid=303


Sonra kalkıp "Vaaay Türkiyenin borcu çok" demeyin lütfen. Ha adamların üretimi var, bizim tüketimimiz var (pek üretmiyoruz" ki orası da doğrudur...


Ar-ge'ye ne zaman ADAM GİBİ destek verilirse, al-sat psikolojisinden o zaman kurtulacağız.